Dünya tarihinin en uzun süre kullanılan ibadethanelerinden biri asli hüviyetine kavuşturuldu.İstanbul medeniyetlere başkentlik yapmış bir şehirdir. İnsanlık mirasının sayısız eserini içinde barındırır. Halen dünyanın en büyük metropollerinden biridir. Bu şehirde yüzyıllardır farklı inançlara sahip insanlar hep birlikte yaşar ve özgürce ibadet eder. Ayasofya bütün bu niteliklere haiz İstanbul’un merkezindedir, kalbindedir.

Tarihsel süreçte Ayasofya bir pagan tapınağıydı. Romalılar tarafından kiliseye dönüştürüldü. Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya, ismi değişmeden fethin sembolü olarak camiye dönüştürüldü. Hatta fethedilen başka şehirlerdeki Ayasofya isimleri de Osmanlılar tarafından korunmuştur. Adı Ayasofya olmayan yapılara bile büyüklüğünü veya önemini belirtmek için Ayasofya denmiştir. Tarihimizde “Ayasofya” kelimesi özel bir yer edinmiştir.

Ayasofya Camii içindeki freskler, mozaikler fetihten sonra tahrip edilmemiştir. Bu eserlerin üstü basit yöntemlerle kapatılmıştır. Böylece Ayasofya’nın temel özellikleri korunmuştur. Hâlbuki 1204’e kadar Ayasofya’da bulunan Hristiyan kutsal emanetleri 4. Haçlı Seferi’nde İstanbul’u işgal eden Haçlılar tarafından çalınmıştır. Romalılar bile İstanbul’da çıkan pek çok isyanda Ayasofya’yı defalarca tahrip etmiş, yakıp yıkmıştır.

Ayasofya imparatorun şahsi mülküydü. Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet Han’ın şahsi mülkü oldu. Sultan kendi mülkünü meşhur vakfiyesiyle vakfetti. Dolayısıyla Ayasofya Camii hukuken bir vakıftır. Bu vakfın ana eseri olan Ayasofya Camii etrafına inşa edilen medreselerle, şifahanelerle, aşevleriyle donanımlı bir külliyeye dönüştürülmüştür. Ayasofya Camii’nin hukuken camilikten çıkarılması mümkün değildir. Bir vakfiyenin ve vasiyetin şartlarının değiştirilmesi de yine hukuka aykırıdır.

İstanbul’un fethinden yıllar önce yaşanan Latin işgali ve Ayasofya’nın da maruz kaldığı yağmalar, Bizans içinde uzun süren bir kargaşaya yol açmış ve bu durum Grandük Notoras tarafından “Şehirde Latin külahı görmektense Osmanlı sarığını yeğlerim” sözleriyle veciz biçimde ifade edilmiştir. Hassasiyet ve hoşgörü Osmanlı’nın her döneminde gözlenmiştir. İstanbul’da yaşayan halk istediği inanca mensup olarak ibadetlerini gerçekleştirmiştir. İstanbul’daki bütün kiliselerin camiye çevrilmediği aksine bu yapıların özenle korunduğu bilinmektedir. Osmanlı bu yönüyle tarihte benzersiz niteliktedir. İstanbul’da, fetihten bu yana halen ibadethane olarak faaliyetlerini sürdüren birçok kilise ve havra bulunmaktadır. Örneğin 14. Yüzyıllarda inşa edilen Surp Krikor ve Surp Hıreşdagabed kiliselerinin statüsü fetihten günümüze kadar halen korunmaktadır. Ayrıca yakın bir zamanda Demir Kilise’nin tadilatının yapılması da günümüzde Türkiye’nin din ve ırk ayrımı yapmadan tarihi ibadethanelere gösterdiği hassasiyeti ortaya koymaktadır.

Bunun yanında, Osmanlı’nın hoşgörüsünün sayısız örneklerinden biri de 1492’de İspanya’da, Müslümanlarla birlikte katliama maruz kalan Yahudilere sığınma hakkı tanınmasıdır. Bu şekilde İstanbul’a yerleşen Yahudiler şehirde inançlarını özgürce yaşayabilmişlerdir. İstanbul pek çok Osmanlı şehri gibi asırlarca Musevilere ev sahipliği yapmıştır. 15. Yüzyılda fetihten önce inşa edilen Ahrida Sinagog’u günümüze kadar korunmuş ve hala Sinagog statüsünde bir ibadet yeri olmaya devam etmektedir.

İstanbul’daki camiler halihazırda din ve ırk ayrımı olmadan tüm insanların ziyaretlerine açıktır. Sultanahmet Camii, Süleymaniye Camii, Fatih Camii gibi eserler ücretsiz bir şekilde herkes tarafından ziyaret edilebilmektedir. Ayasofya Camii’nin de ziyaret edilmesinde herhangi bir zorluk yaşanmayacak hatta ziyareti eskisinden daha kolay olacaktır.

Diğer yandan, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine eleştiriler yapan Avrupa, başkentlerindeki tarihi camileri koruyamamıştır.  Bu yapıların mimari özelliklerinin korunması bir yana yıkılmaları veya ibadethanelikten çıkarılmaları söz konusu olmuştur. Örneğin, Endülüs mirası olan ve UNESCO tarafından dünya mirasına dahil edilen İspanya’daki Kurtuba Ulu Camii, 1236’da katedrale çevrilmiştir. Bununla birlikte caminin dünya mimari tarihine örnek olan yapısı da korunmamıştır. Bu kıymetli yapı günümüzde Müslümanlar tarafından biletle ziyaret edilebilmektedir.

Osmanlı bakiyesi Balkan topraklarında nice yerde ezanlar yasaklanmış ve Müslüman halkın ibadeti engellenmiştir. Bireylere gösterilmeyen hoşgörü tarihi yapılara da gösterilmemiş, camilerin minareleri yıkılmış, temel özellikleri tahrip edilmiştir. Atina’daki Osmanlı dönemine ait eserler buna örnek gösterilebilir. 1458’de Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Atina Fethiye Camisi sergi salonu olarak kullanılırken, Kavala’da 1530’da inşa edilen İbrahim Paşa Camisi kiliseye çevrilmiştir. Sofya’da 1528 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Kara Camii bugün Bulgaristan İçişleri Bakanlığı’na bağlı olup kabristanı otopark olarak kullanılmaktadır. Yunanistan’ın Hanya şehrinde (Girit bölgesi) bulunan Hacı Osman Paşa Camii tahrip edilmiş olup türbesi restoran haline getirilmiştir. Daha nice üzücü örnek camilerin amaçları dışında tahrip edilerek kullanıldığını göstermektedir.

Osmanlı Devleti ise Ayasofya Camii’ni, başta Fatih Sultan Mehmet Han’ın eseri bir külliyeye dönüştürmesi ve 1573’te Mimar Sinan’ın yapıyı büyük İstanbul depremlerine dayanıklı hale getirmesi olmak üzere gözü gibi korumuş ve geliştirmiştir. Osmanlı tarihinin fetihten sonraki her döneminde Ayasofya Camii’ne ayrı bir hürmet gösterilmiştir. Sultan Abdülmecit döneminde Ayasofya Camii için davet edilen Fossati kardeşler tarafından önemli bir restorasyon gerçekleştirilmiştir. Mimar Sinan’ın ve Fossati kardeşlerin onarımları dışında, asırlar içerisinde sayısız tamir ve bakım çalışması yapılmıştır. Böylece yaşanan doğal afetlerin yol açtığı sorunlar giderilmiş ve gerekli önlemler her defasında alınmıştır.

Bir pagan tapınağı olarak inşa edilen Ayasofya zaman içinde Romalılar tarafından kiliseye ve son olarak da İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürülmüştür. Ayasofya’nın müze olarak faaliyet göstermesi hem ruhuna hem de hukuka aykırıdır. Ayasofya Camii gibi azametli bir mabette ibadetin engellenmesi yanlışından Temmuz 2020 itibariyle dönülmüştür.

Ayasofya Camii ibadethane olarak asli vasfına bürünecek ve inanç farkı olmaksızın tüm insanlığın ziyaretine açık olmaya devam edecektir.

For English

Pour Française